Türkiye"de bitkisel tedavi denilince akla öncelikle aktarların geldiği malumunuzdur. Bu bilinçaltı fotoğraf, fitoterapinin zihinlerde marjinalleşmesinin ve modern tıbbın kuyusunu kazan primitif bir tedavi yöntemi olduğu şeklindeki inancın temel nedenidir.
Oysa bizim bakış açımız, fitoterapinin doğru eller tarafından uygulandığında bir alternatif ya da tamamlayıcı yöntem olmadığı; aksine hekim açısından bitkisel bir ürünü reçete etmenin sentetik bir ilacı yazmaktan farksız olduğu şeklindedir.
Fitoterapi kelime anlamıyla bitkisel tedavi olarak geçmektedir. Fitoterapinin geçmişi yüzlerce yıl öncesine dayanmaktadır. Kimyasal ilaç sektörü bunu insanlığa unutturmasına rağmen günümüzde hakettiği yeri almaya başlamıştır. Bugün WHO (Dünya Sağlık Örgütü) bu tür tedavilere onay vermektedir. Avrupa Farmakoplarında Fitoterapik droglar geniş yer kaplamaktadır.
Kimya sanayinin sunduğu çeşitli ürünler, tarımda, sebze ve meyve üretiminde yoğun biçimde kullanılan kimyasal gübreler, çeşitli haşarat öldürücü ilaçlar, hormon takviyeleri hastalıklara yakalanma riskimizi arttırıyor. Ayrıca tarımda ve hayvancılıkta yapılan genetik müdahaleler, besinlerimizi doğal halinden uzaklaştırmaktadır.
Söz konusu kimyasalların önemli bir bölümü, alerjilere, bağışıklık sistemimizin bozulmasına, çeşitli organlarda depolanarak deri döküntülerine, virutik hastalıkların yayılmasına sebep olmaktadır.
Günümüzde de bu sonuçların ortaya çıkması insanlarda, doğal bitkisel ilaçlara, organik gıdalara karşı büyük bir ilginin uyanmasına neden olmuştur. Bugün pek çok ilaç, bitkilerden elde edilen kimyasal maddeler temel alınarak ya da başka kimyasallarla karıştırılarak endüstriyel bir biçimde hazırlanmaktadır.
Şifalı bitkileri tanıtırken, holistik yani bütünsel tıptan söz etmek yerinde olacaktır. Holistik tıpta, bitkilerle ve doğru seçilmiş besinlerle bedenimizdeki bozulmuş dengeleri düzelterek daha sağlıklı olmak mümkündür.
Zaten hastalıklarımızın nedeni de bedeni oluşturan organlar arası ahengin bozulması ve enerjinin bloke edilerek akışının engellenmesidir.